Hayalet Şehir

Şehir merkezinden biraz uzakta, 

Harabe bir binanın içinde…

Belki, bir bakkaldı önceden;

Belki, bir okul…

Uzanıyor Hüseyin,

Bombardıman yüzünden, 

Paramparça olan yıkıntıların üzerinde…

Ah işte yine o sesler, yine bombardıman başladı,

Ve yine o sesler, bir aslan parçası daha uğurlandı…

Güneş henüz doğmadı, etraf aydınlanmadı,

Herkes derin uykuda,

Diri mi denir onlara?

Herkes tedirgin uyuklarken, bir gürültü kopuyor!

Zıplıyorlar korkuyla, önce kendilerini sonra sevdiklerini,

Yokluyorlar, yaşıyor muyum? Yaşıyorlar mı? 

Ah yine basına vicdan yaptıracak bir olay…

Ah işte o sesler, yine bombardıman başladı,

Ve yine o sesler, bir sabii daha hayalindeki bahçeye göçtü…

Henüz altı bezli boncuk boncuk bakan bir kız,

Ağabeyinin koynunda, uyanmış düşünüyor,

Bugün karnıma bir şey girecek mi? 

Ve büyüyecek miyim? Okula gidecek miyim? 

Yoksa annem ve babam gibi, boyumca bir kutuya koyup, 

Toprağın altına mı saylayacaklar? 

Okuyacak mıyım? Ölecek miyim?

Ah işte o sesler, yine bombardıman başladı,

Ve yine o sesler, on beşinde genç şehitler toprakla nişanlandı…

Yetmişinde bir nine,

Uyanmış düşünüyor, savaş ne zaman başladı? 

Bilmiyor, hatırlamıyor, ümidini kesti…

Kendi için bir şey istemiyor, 

Evlatları göçmüş, emanetleri, torunlarına bakıyor.

Allah, onu bu manzarayla sınıyor, şükrediyor. 

Yalnızca, memleketinde yeniden kendi dili konuşulsun istiyor.

Ah işte o sesler, yine bombardıman başladı

Ve yine o sesler, bir çocuk daha tankı oyuncak sandı…

Hüseyin, doğruluyor, harabe binanın içinde,

Sağa bakınca bir basın üyesi görüyor.

Düşünüyor, neden herkes biliyor ama savaş hala sürüyor? 

Tüm dünya onlara karşı mı yoksa? 

Ağabeyleri, tüm dünyaya karşı mı savaşıyor? 

Gurur duyuyor Hüseyin, kendi de asker olmak istiyor. 

Ve birden aklına geliyor, acaba dünya kendilerini nasıl tanıyor?

Ah Kudüs, hayalet şehir,

Ah Kudüs semasında, sessiz salalar…

Ah Kudüs, tutsak şehir,

Vuslata az kaldı…

Ve Mescid-i Aksa, Kudüs’ün incisi, 

Ve Mescid-i Aksa afakında sessiz yakarışlar…

***

On birinci sınıftayken bu şiirle belediyenin yarışmasında birinci olmuştum. Şimdi tekrar okuyunca gerçekten “Bundan daha iyisi yazılmış olabilir mi?” diye düşünüyordum. Kendimi hem en iyi yazar hem de en iyi şair sanıyordum. O özgüven şimdi biraz gülümsetiyor beni.

Eski yazılarımı her okuduğumda garip bir utanç duyuyorum. Fazla yüksek sesli, fazla kesin, fazla slogan gibi geliyor. Bu şiir de öyle. Duygusu güçlü ama çok bağırıyor. Şimdi bakınca daha sade, daha katmanlı olmasını isterdim.

Yine de o günlerde kendime inanıyordum. Tereddütsüzdüm. Yazdığım her cümleye sahip çıkıyordum. Şimdi fikirlerim değişti, bakışım değişti, hatta bazı kelimelerle arama mesafe girdi.

Bugün bu şiirin daha iyisini yazabilir miyim, bilmiyorum. Hikâye yazma konusunda kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum ama şiire uzaklaştım. Belki de şiirden değil, o eski coşkudan uzaklaştım. Yok yalan söyledim artık şiirden iğreniyorum.